Aslına bakarsanız her şey böyle olsun isterdim. Halimden memnunum. Bana çok kızdığını biliyorum. Ama o da zamanla anlayacak, umuyorum.
O günü dün gibi hatırlıyorum. Koridorda zamansız bir basıklık, karanlık vardı. Havadan olsa gerekti. Henüz sabahın dokuzu, hava alabildiğine bulutlu, yağmur durmadan yağıyordu. Artık erteleyemeyeceğimi o an fark ettim. Kararımı verdim. Önceki gece pek iyi uyuduğum söylenemezdi. Gözlerim kanlanmış, acıyorlardı.
Onu gördüm. Merdivenin başındaydı. Nefesinin ılık tadını duyuyordum adeta. Saçlarında açık pencerenin esintisi, yüzünde sabahın durgunluğu gülümsüyordu.
Bin bir çelişkinin kararsızlığında yaklaştım. Etrafımdakileri görmüyordum artık. Derinden bir şarkının nağmeleri yükseldi. Beyaz, soğuk duvarlar canlandı. Nereden filizlendiği anlaşılmayan laleler yükseldi. En yakındaki ateş gibi, sonraki menekşeyi kıskandırırcasına açtı. Hayallerim benimle kurallarını unuttuğum bir oyunu oynuyorlardı.
Bir şarkının beklenen anı, yükselen nağmeleri gibiydi. İçimde isimlendiremediğim bir şeyler uyanıyordu. Seviyordum ama bilmeden, anlamadan. Öyle ki sevgim hissettiklerimden geliyordu.
Güzel bir uykunun sabahı kadar yumuşak ve rahattı düşüncelerim. Sonra merdivenden inmeye başladı. Sarmaşıklar kaplamıştı her basamağı. Tozlu, kırık camlar yılların feryadını susturuyordu. Çürümüşlüğün sesini beyaz bir kelebeğin kanat sesleri parçaladı. Kimse bu gizli savaşı göremedi.
Merdivenden iniyordum. Nefesimi kontrol altında tutamıyordum. Kalbimin ritmi bozulmuş, bu deliyi zaptedemiyordum.
“Nasılsın?”, dedim. Sesim istediğim gibi biraz durgun, düşünceli ve ölçülüydü. Bu kadarı da bir kelimeye ancak şimdi sığardı.
Bakışı ilkbahar sabahı melteminin okşayan esintisinden farksızdı. Düşüncelerim açık camın önünde unutulmuş kağıtlar gibi dalgalandı.
“Çok uykum var, senin de varmış gibi görünüyor. Açılırım ama birazdan…”
Kelimeleri, kelimemle uçsuz bir akışa başladı. Bir yerden sonra ne dediği değil de nasıl dediği dikkatimi çekti. Mimiklerini takip etmiyor, sanki onu yaşıyordum.
Sonra aniden durdu. Ona kesintisiz baktığımı; bir şeyler, bir farklılık olduğunu anladı. Bu farkın adını aklına getirdi, bir heceydi, kendine söyleyemedi. Söylememi istiyordu ya da masum bir kendini kandırıştı benimki.
Madem ki buradayım. Madem ki birlikteyiz. Bu anı birçok kez aklımın girintili çıkmazlarında yaşamıştım. Ne yapacağımı bilmez olmuştum. Ezberden hareket edemiyordum. Bilmediğim bir renkti, bilmediğim bir şekilde oynuyordum. Halbuki sahneye isteyerek çıkmıştım.
Elini tuttum. Gözlerine baktım. Masum bir gülümsemesi vardı. Bir kelime zannederdim. Ona da gerek yokmuş. Bir hikaye gözle başlar görülünce son bulurmuş.
Ne istediğimi biliyordum ama ona birden ulaşmak beni korkutmuştu. (III. 236)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Dünde Bıraktıklarım
-
►
2007
(28)
- ► Nisan 2007 (19)
- ► Temmuz 2007 (1)
-
►
2008
(115)
- ► Şubat 2008 (1)
- ► Mayıs 2008 (80)
-
▼
2009
(33)
-
▼
Haziran 2009
(23)
-
▼
19 Haz
(22)
- Anahtar
- Geri Dönen Zaman
- Beyaz Sessizlik
- Görülünce Biter Hikaye
- Beyaz Bir Gece
- Sözlerini Unuttuğum Bir Şir
- Ertelenmiş Bir Bahar Sabahı
- Gelinciğe Hasret
- İhtiyar
- Masmavi Bir Kelime
- Gökyüzü Ağlıyordu
- Medcezirin Ayak Sesleri
- O Uyanışla
- Sessiz Felaket
- Bir Teselli Yok Artık
- Unuttukça Uyanıyordu
- Sararmış bir anın Uykusuz safağısın Söylenmemiş bi...
- Minareler görüyorum Bembeyaz minareler Bir çölün o...
- Üzülme
- Gül Dalından Güzelsin
- Eskisi Gibi
- Bu Gece
-
▼
19 Haz
(22)
- ► Eylül 2009 (1)
-
▼
Haziran 2009
(23)
Nexus
- Eren
- İstanbul, Türkiye
- Söyleceklerim olmaya devam ettikçe burada olacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder