Bir şeyler söylüyordu. Kırmızı bir kazak giymiş, altındaysa uzun, siyah bir etek. Ne dediğini umursamıyordum. Yaptığından zevk alıyordu. Gözlerinde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Jest ve mimikleri onu tamamlıyordu. Kulağıma tek tük kelimeler geliyor, ses tonu git gide yükseliyordu. Etrafımda bir uğultu başlıyor.
İşte o anda hayal kapısını görüyorum. Eski, ahşap, kırık dökük bir kapı bu. Aslında yerli yerimde oturmaktayım ama bedenimden sıyrılıp ayaklanmıştım çoktan. Tokmağından bir ışık geliyor. Benim açmama fırsat vermeden aralandı kapı. Mavi bir ışık yüzümü aydınlattı. Işık bir insandı sanki, ellerini bana uzatıyordu. Beni davet ediyordu. Dalgaların yorgun kayalara sürüklenişini duyuyordum ve martıların çığlıklarını.
Garip bir andı. Işığa doğru adım atmaya başladım. Arkamda bıraktığım gerçeklikle tehlikeli bir oyun oynamaya başlıyorum. Umursamazlığın doruğundayım. Mavi ışık tuz kokuyordu, ıslak dokunuşları vardı. Parçalanmış köpüklerden süzülen damlalardı onun dokunuşları. Beni bir anda büyülemiş, kendisine çekiyordu. Karşı koyamıyordum. Karşı koymak istemiyordum.
Artık ışığın bir parçasıydım. Onunla bütünleşip sonsuz güzelliğin içime işlemesine izin
veriyordum. Bunca yılın yorgunluğunu basitçe verilen bir nefesle atmış kadar hür ve huzurluydum. Ruhumda filizlenen çiçekler gökkuşağını kıskandırıyordu. Ve dalgaların vurduğu sahildeydim. Arkama bakmadan ilerliyor, bu anın her dakikasını özümsüyordum.
Birbirinden güzel çiçekler etrafımı sarmıştı. Uzaklardan sessiz sedasız gelen bir su denize karışıyordu. Yanında insanlar gülüp eğleniyorlardı. Burada huzur sonsuzdu. İnsanlar her istediklerine sahipti. Sahip olduğundan fazlasını isteyen de yoktu. Ve benim isteğim buradan, sadece burada olmaktı.
Bir karanlık gölge düştü gözbebeklerime. Bedenime bir şeyler oluyordu. Adımlarım kapıya ulaşmadan bedenimdeydim yeniden. Koparılmıştım. Solmaya bırakılmış güzel bir çiçek gibi ellerindeydim. Beni hapsetmişlerdi kendi düzenlerinde.Omzumdan tutmuş sarsıyordu. Beni zorla buraya getirdi. İstemeye istemeye nefes aldım. Uykum kaçmıştı. Dilim kurumuştu.
O kapıdan geçemeyişim aklımı kurcalıyordu.Her yaptığım işte aklımda burada olmamalıydım düşüncesi filizleniyor, durgunluğum daha katıksız, huzursuzluğum daha derin oluyordu. Yoğun tuz kokusunu ve mavi ışığı unutamıyordum. Islak dokunuşuyla rüzgar beni deli ediyordu. Burada olmamalıydım. Ben buraya ait değildim.
Eve dönmek üzere bir iki kapı aşıp gökyüzünün altına kavuştum. Yağmurun tenimle dansı artık eskisi gibi hissettirmiyordu.
Arabadan erken indim. Biraz yürümek istiyordum. Temiz olmasını önemsemediğim havaya ciğerlerimin ihtiyacı vardı. Ve de yürümeye ki bu beni karanlıktaki halimden çekip alacak güzel bir yoldu. Derken bir ses geliyor; suya düşen ya da atılan bir taşın sesi bu.
Oraya yaklaştığımı hissediyorum. Belki de oradayım ama göremiyorum. Kapının bir
daha görünmesi için yalvarıyordum sessizce. Çılgın bir istekle etrafıma bakıp durdum. Hiçbir şey değişmedi.
Üzgün şekilde eve giren metal, soğuk kapıdan girdim. Yorgun halde kendimi yatağa bıraktım. Uzun süren uyku belki beni kendime getirirdi. Olmadı. Hayal kapısı hep aklımdaydı. Onu düşüncelerimden uzaklaştıramıyordum.
Neden sonra mavi bir gülümseme hissettim ruhumun en karamsar köşesinde. Yeşile boyandı bütün karanlıklarım. Ve mavi gülümsemem, içimdeki bütün sarı sıkıntıları birden yeşil umut filizlerine çevirdi. Mavi bir şimşek odamı aydınlattı.
İçten gelen bir gülümseme yüzüme yerleşmişti. Sonra avcumun içinde bir soğukluk hissettim; bu bir anahtardı. Dikkatle inceledim. Bu o kapının anahtarıydı. Kapı onu bulmamı istiyordu. Benim için her zaman açık olacaktı.
Ne istediğimi biliyordum ama ona birden ulaşmak beni korkutmuştu. (III. 236)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Dünde Bıraktıklarım
-
►
2007
(28)
- ► Nisan 2007 (19)
- ► Temmuz 2007 (1)
-
►
2008
(115)
- ► Şubat 2008 (1)
- ► Mayıs 2008 (80)
-
▼
2009
(33)
-
▼
Haziran 2009
(23)
-
▼
19 Haz
(22)
- Anahtar
- Geri Dönen Zaman
- Beyaz Sessizlik
- Görülünce Biter Hikaye
- Beyaz Bir Gece
- Sözlerini Unuttuğum Bir Şir
- Ertelenmiş Bir Bahar Sabahı
- Gelinciğe Hasret
- İhtiyar
- Masmavi Bir Kelime
- Gökyüzü Ağlıyordu
- Medcezirin Ayak Sesleri
- O Uyanışla
- Sessiz Felaket
- Bir Teselli Yok Artık
- Unuttukça Uyanıyordu
- Sararmış bir anın Uykusuz safağısın Söylenmemiş bi...
- Minareler görüyorum Bembeyaz minareler Bir çölün o...
- Üzülme
- Gül Dalından Güzelsin
- Eskisi Gibi
- Bu Gece
-
▼
19 Haz
(22)
- ► Eylül 2009 (1)
-
▼
Haziran 2009
(23)
Nexus
- Eren
- İstanbul, Türkiye
- Söyleceklerim olmaya devam ettikçe burada olacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder