ÖZGÜRLÜK
Hayat bazen zorluklarla dolu olabilir, bu aşılamaz gibi gelen zorluklar gün gelir sinirleri parçalayan kabuslar siluetinde ruhunun etrafına geçit vermez duvarlar örebilir, ve de zavallı ruhunu, ölmek için henüz çok erkenken bedeninin içlerinde, öldürebilir... Hayat bu, ne olacağını, onun yüzünden nelerin başa geleceği bilinmez.
Hava aydınlık olmalıyıdı. Gökyüzü bunca bulutla kaplanıp içimi sıkan bu hale bürünmemeliydi, henüz öğle saatleri, ne bu karanlık ve kasvet... Bir şeyler mi anlatmaya çalışıyor doğa, ben mi zorluyorum zihnimi, bilmiyorum. Eskiler, doğanın dilinden anlayanlar artık kalmadı. Şimdilerde bir bilimselliktir gidiyor, öyle dolu dizgin bir gidiş ki ardında taş taş üstünde bırakmıyor, öyle bir sel ki ağaçta dal, bedende can bırakmıyor.
Bazen umursamazlık en iyisidir. Umursamaz olmak gerekir, ama rahat bırakmaz vicdanın seni. Bilmemek en iyisidir belki de, o zaman dertsiz, tasasız yaşarsın, olsa olsa en büyük derdin boğazından geçen iki lokma olur, onu da bulursun, çalışmak arzusu varsa içinde illa ki onu bulursun. Umursamazlık! Bir bela mı yoksa tanrıdan bir lütuf mu? İşte bunun üzerine konuşmak gerekir.
Etrafımız insan selleriyle kaplanmış, binlerce zihin, durmuyor sürekli yeni düşünceler peydahlıyorlar. Bazıları, daha doğrusu çokları söyleyemeden gömüyor bu düşünceleri, söyleyenlerse ya kahraman ya hain çıkıyor...
Özgürlük nedir? Bilir misiniz özgürlük nedir? Özgürlük, benim kafamda bir kelimeye sığdıralamayacak, kişisel arzuların tatmin edlişinin sonsuz ufuklarıdır, o ufuklara duvarlar çekilmemeli...
Uzun zaman önce bir adam yaşarmış. Öyle ya basit bir cümle bu, işte bunu yazabilmek özgürlüktür, bunu neyin sayesinde yazabileceğini açıklamaya çalışmak da kendini özgürlüğü tanımlamaya zorlayarak, heba etmektir.
Eğitim çok önemlidir. Bir insanın insan niteliğine kavuşma sürecidir. Evrime inanıyorsanız, hayvandan farkımızdır, ya da başka açıdan tanrısal güzelliğimizdir. Ama nasıl? Ben bu güzel sözleri kafamda tasarladığım ütopyadan çalıyorum, böyle bir sıfatlar topluluğunu hak edecek bir sistem ne yazık ki mevcut değil. Ve dökülen kandan tutun da burkulan yürekler, sızlayan zihinlere, ağlayan gözlere her şey bu eksiklikten ileri gelir...
Ben sadece bir öğrenciyim, eğitimimin orta safhalarındayım, belki boyumdan büyük sözler sarf etmeye kalktım ama bu benim hakkım ve özgürlüğüm. Yaratılırken nasıl eşitsen, yaratılışımızdan sonra da öyle olmalıyız. Başkalarının haklarına tecavüz etmedikçe özgürdür der ya insanoğlu ben bir türlü bunu anlayamadım, anlatılmak isteneni değil, nasıl bir zihniyetin böyle akıl almaz bir düşünce peydahladığını...
Özgürlük özgürlüktür. Sınırlandırılırsa anlamı kalmaz, büyük şairin dediği gibi "yalnızlık paylaşılmaz paylaşılsa yalnızlık olmaz"... İşte özgürlük de kısıtlanmaz, kısıtlanırsa özgürlük olmaz. Günümüz şartlarının el vermediği hayallermiş bunlar, varsın öyle olsunlar ki öylelerse ne büyük şeref bu düşünceleri doğru bulmak. Neden mi uymaz günümüze, pislikler, karanlıklar, gölgeler öylesine sarmış ki çevremizi özgürce nefes almak bile garip gelecek yakında... Her yerde kurallar, üstüme üstüme geliyorlar... Bir de cezalar, kimin yasası bunlar, kimin hukuku, ben doğarken, tüm bunlardan bihaberken, bilmiyorum ister miydim yaşamak bu alemde.
Ama öyle ya milyarlarcasıyla ben de soluk alıp vermekteyim... Onlarda ne farkım var, ölümhanedeyim, ölmeye doğdum, sıramı aldım, bana gelene kadar da sıra zaman katliamı yapıyorum... Bir hayal uğruna mı bir can gitsin, hayaller artık zihinlerden dillere dahi dökülmüyorlar, korkuyorlar mı? Belki de!
Hayatta uygulanabilir güzellikler de kaldı muhakkat, sözümü kesmeme ramak kala bir şeyler daha beliriyor zihnimde... Her ama her şeye dengeli yaklaşmalı, o şey ne olursa olsun ne fazla değer biçmeli ya da vermeli ne de az... Her şey hak ettiğince olmalı, lakin hepimiz beni ademiz, kim verecek bu kararı, boşuna mı demiş ey yüce kişi "bir ben var bende benden içeri...", o zaman ki söz söyleme hakkı vicdanlara düşecektir, insan öyle bir mahlukat ki her hususta yalanlar saçar, aynaya bakarken dili tutulur yalan söyleyemez... Korkar! İşte bu korku da işleri belki biraz yoluna sokar.
Ne kaderci olmak lazım, ne karamsar ne de aptal. Gerçekçilik esastır. Dengeli olmak lazım gelir, sağduyuyu elden bırakmamak, bırak diyenlere de şüpheyle bakmak lazım. Dönülmez akşamın ufundayız, yol önümüzde puslu ve karanlık, bir başımızayız...
Ne istediğimi biliyordum ama ona birden ulaşmak beni korkutmuştu. (III. 236)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Dünde Bıraktıklarım
-
►
2007
(28)
- ► Nisan 2007 (19)
- ► Temmuz 2007 (1)
-
▼
2008
(115)
- ► Şubat 2008 (1)
- ► Mayıs 2008 (80)
-
►
2009
(33)
- ► Eylül 2009 (1)
Nexus
- Eren
- İstanbul, Türkiye
- Söyleceklerim olmaya devam ettikçe burada olacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder