Gece tüm kasvetiyle üzerime kapaklandı. Yapacak hiçbir şey yok. Çok zayıfım, geceye karşı kollarımda derman kalmıyor, savaşlarımdan her daim yenik ayrılacağımdan ne yazık ki haberdarım. Koşmak istiyorum, içimde anlayamadığım bir güç patlaması var, derim yanıyor, kanım olması gerekenden çok daha sıcak, delicesine bir koşma arzusu içindeyim. Hastayım; soğuk algınlığı. Üşüyorum, ardı sıra sıcaklıyor, terlemeye başlıyorum. Anlayamıyorum bazen bana neler oluyor. Boğazımda tarif edilmesi epey bir zorlayıcı ağrı, acı demeti, konuşmamın önüne aşılması zor barikatlar kuruyor. Kafamda her zamankinden dahi çok düşünceler dolaşmakta. Garip, oldukça garip düşüncelere rast geliyorum yer yer. Acım büyük, dayanamıyorum artık.
Lakin ruhumda kopan fırtınalardan kaçıyor, kendime huzurlu, sessiz, kuru bir sığınak keşfediyorum. Yeni bir kitabın sayfalarında seyrediyorum hayatı...
Ne kadar zaman oldu bu durakta durmaktayım bilmiyorum, doğruluyor, etrafımı süzüyorum. Sabaha az kalmış. Ev sessiz. Üşüme geliyor. Uzun zaman oluyor ki bir kitabı böylesine yercesine okumamıştım.
Geliyor, hissetmek zor değil, geldiğini her zerremde hissediyorum. Tüylerim diken diken oluyor. Artık bu acılara göğüs germekten sıkıldım. Basit bir hayat istiyorum. Belki de bir salağın gözlerinden dertsiz tasasız bir hayatı yaşamak istiyorum. Bilmek en kötüsü, bildikçe baş ağrıların artmak için sebep buluyor.
Anladığınızın farkındayım, hikayem birazdan geçmişten dalgalanarak yeni bir yolda ilerlemeye devam edecek. Belki de yanılıyorsunuz, olamaz mı... Olur, klavye benim önümde, ne kadar mürekkeple kağıdın birlikte oluşturdukları ahengin hayranı olsam da olmuyor, bu hikayeyi yazmak için bu yolu uygun buluyorum. Neden? Niçin? Bana bu sorularla gelmeyin.
İçmek için ne kadar da derinden gelen bir istek duyduğumu tahmin edemezsiniz. Ama çare olmuyor ki, anlık unutuşlarla bu hediyeyi çarçur etmekten yana değilim. Lakin içmek istiyorum, belki de gerilmiş sinirlerimi biraz olsun rahatlatacağını umuyorum. Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Neden inandırıcılık katmaya çalıştığımı da bilmiyorum aksine buna ihtiyacım da yok, umuyorum ki bu satırları yazıldıklarından çok daha kısa bir süre içerisinde yok edeceğim, yakmakla, yırtmakla uğraşmama gerek olmayacak, tek bir tuş beni tüm bu zahmetlerden kurtaracak, ama tadına varabilmek için bunlara da ihtiyaç var, mürekkebin yavaş yavaş kağıtla eriyip kül olmasını seyretmenin ayrı bir tadı var, inkar edemem. Belki de önce yazıcıdan çıkarır sonra silerim ve sonra da çakmağımı bulmaya giderim.
Yazamıyorum. Tıkandım, ellerimden hiçbir şey gelmiyor, anlamsızlaşıyor, silikleşiyor etrafımda ne var ne yok her şey... Ve ben dönüşüyorum. Neye bilmiyorum ama artık ben o eski ben değilim, olmayacak, olamayacağım ne yazık veyahut ne mutlu ki, geçmişe yeni halimle bakmadan bu ayrımı yapamam, değil mi?
Ne istediğimi biliyordum ama ona birden ulaşmak beni korkutmuştu. (III. 236)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Dünde Bıraktıklarım
-
►
2007
(28)
- ► Nisan 2007 (19)
- ► Temmuz 2007 (1)
-
▼
2008
(115)
- ► Şubat 2008 (1)
- ► Mayıs 2008 (80)
-
►
2009
(33)
- ► Eylül 2009 (1)
Nexus
- Eren
- İstanbul, Türkiye
- Söyleceklerim olmaya devam ettikçe burada olacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder