Perşembe, Mart 13, 2008

Göz Kapaklarımın Ardında

GÖZ KAPAKLARIMIN ARDINDA

Hava bugün kararamayacak kadar güzel, bulutlar beni seyret der gibi göz kırpıyorlar, hafiften esen rüzgar tenimi okşuyor, yürüyorum. Yollar hiç bu kadar güzel gelmemişti gözüme, yürüyorum. Yanımda benimle hareket eden bir şey var, gözüme takılıyor, önemsemiyorum, ilerliyorum. Ama benimle hareket etmekten vazgeçmeyen şey, sonunda ilgimi çekmeyi başarıyor, şirin bir kara kedi. Uğursuzluk mu getirirsin ufaklık? Sanmıyorum.
Balkona çıkarıyorum sandalyemi, oturup denizi izliyorum, ardındaki dağları görmeyeli çok olmuş, neredeyse orada olduklarını dahi unutacaktım. Abartıyorum, olsun.
Bulutlar yaz sonlarını hatırlatacak denli güzel ama farklılar, esinti bana vuruyor, saçlarımı dalgalandırıyor da bu olağanüstü beyazlık donukluğunu koruyor, pamuktan değil de buzdan şekillenmişçesine...
Gözlerime inanamıyorum, ufukla yerden kopup yükselen buluttan dağlar sarmış sanki her yanımı... Görmek ne kadar da karşı konulamaz bir güzellik ama acaba gördüklerim gerçek mi? Tüm bunlar bir hayal olamaz mı yada kurgusu bir başka zihnin...
Bir çift göz; hep bu güzelliği bu kalp çarpıntılarıyla mı görür, sanmam, gözler bana benliğimi sunuyor farklı renklerde, şekillerde...
Yeşilin her tonu açıyor dallarda, bastığım yerlerde. Bana ne güzellikler sunabileceğini ispat etmeye çalışıyor sanki. Ve sanki yarışıyor göğü ve denizi ele geçiren maviyle, sınırlı coğrafyasında ona meydan okuyan daldaki yaprağın, yerdeki çimenin yeşili.
Kalbim hafif hafif çarpmakta, küçük bir serçe gibi. Derin derin havayı ciğerlerime çekiyorum; serin, berrak, taze ve leziz bir hava...
Bugün işte tam buradayım, belki yarın da burada olacağım, bunlar farklı anlar dolayısıyla farklı durumlar olacak, değişime engel olamam, değişiyoruz...
Elimi kalbime götürüyorum, atışını dinliyorum. Kanın bedenime pompalanışını hissetmek huzur veriyor, sakinleştiriyor...
Ağaçların budanma zamanı gelmiş olsa gerek, sessiz çığlıkları elektrikli testerelerin seslerine karışır gibi... Hayal dünyama bencilce gerçeklerimi serpiştirip kurguladığım dünyamda mı yaşıyorum, duyduğum haykırışlar ağaçların değil de kimin, son zerrelerine de hüküm geçiremeyen zihnimin mi, yoksa aklımı mı kaybediyorum...
Bu kaybedişse çok güzel, kendinden geçişle taçladırılıyor çünkü. Ve testereye uçağın kanatlarının altından yeryüzünü izlettiren motoru da katılıyor, ne gürültü ama, çimenler bile kulaklarını tıkamaya gayret ediyor, üstüme bas, duymak istemiyorum diye haykırıyorlar sanki.
Ezan okunmaya başlıyor, çimlerin üzerinde yürüyorum, bir yandan acı çektirmenin saplantılı mutluluğu, bir diğer yandan arzularını yerine getiriyor olmanın vicdanen rahatlatlığı... Yeniden bir başka uçağın motorundan dalga dalga gürülteler doluyor kulaklarıma. Ezan bitti. Bir zaman sonra o da yeniden başlayacak, uçaklar geçmekten vazgeçerler mi acaba?
Birini tanımıştım, uçak gördümü elleriyle sıkı sıkı kulaklarını kapayan, ardı sıra yere kapaklanan, geçmişinde neler var kim bilir, derdim. Sonraları öğrendim, hak vermemek acımasızlık olur.
Dün sabah sis vardı, karşı binayı dahi seçemiyordum, şimdiyse denizin ardında uzanan dağları görüyorum, İstanbul'u seviyorum... Dün hüzün verdi, bugün hasat vakti mutluluk topladı, yarın ne getirir, ne götürür bilemem...
Oturmuşum güvercinleri seyrediyorum bir bankın üzerinde, fark etmedim düşüncelerimde seyrederken ne zaman oturduğumu veya buraya kadar nasıl geldiğimi...
Yanımdaki apartmanın ilk katının camları perdelerinden soyunmuş. Bir uçak daha geçiyor, sesiyle kafesinde dört dönüyor papağan. Benim de vardı bir zamanlar, yemyeşildi, öldü.
Biraz ileride çocuklar isyankar çimlerin üstünde top oynuyorlar, uçakları duymaya razı gibiler bu işkence yerine...
Bir iki karga yakınıma konuyor, tekiyle göz göze geliyoruz, beni süzüyor, bakışları tedirgin edici, canımı sıkıyor, kalkıp gidiyorum, arkamdan bir sis kalkıyor, yolumu saklıyor, yitip gidiyorum.
Pencerenin ardındaki papağan yakında ölür, karnı tok ama kalbi aç; özgürlüğe aç. Çimlere bir şey olmaz, onlar ayaklar altında ezilmek için var oldular, hep isyan ettiler, bazen isyanlarını dindireyim dedim ona da itiraz ettiler, onları pek umursamam artık... Budanan birkaç ağaç artık filiz vermez, zavallıların yanlış zamanda elini kolunu kestiler, halbuki o kadar feryat etti ağaçlar, kurşun dökülmüş sanki kulaklarına topyekün insan ırkının, doğanın sesini duyamıyorlar...
Ben mi? Bir uçak daha geçiyor... Ne diyordum, unuttum... Zaten unutmak için çekip çıkardım kaynaktan...

Hiç yorum yok:

Nexus

İstanbul, Türkiye
Söyleceklerim olmaya devam ettikçe burada olacağım.