Cuma, Nisan 20, 2007

...

Yürüyordu. Durmaksızın, sokaklar boyunca yürüyordu. İstanbul’un sokakları ardı arkası kesilmezmiş gibi ayaklarının altında süzülüyor ve onu benliğinin derinlerine çekiyordu. İstanbul sessiz, İstanbul hüzünlüydü. İnsan halinden anlıyordu; hüznün hüküm sürdüğü o bedene, kendi hüznünün varlığıyla teselli veriyordu adeta. Sokaklar eski, sokaklar terkedilmişti. Tozunu kaldırmaya çekinircesine yavaş yavaş ilerliyordu genç adam.
Aslına bakılırsa nereye gittiğini de bilmiyordu. Aklının karmaşasından sıyrılabilmek umuduyla yollara atmıştı kendini, boş gözlerle bakınıyordu. Şehir sessizdi, şehir sanki uyuyordu gündüz vakti.
İrkilmesine sebep olan ezan başlayana kadar ölü bir şehirde dolaştığına yemin edebilirdi. Ama artık yeminlerden korkuyordu. Verilmemiş sözler yaralamıştı kalbini. Yaraları kabuk bağlamış ama acıları henüz dinmemiş ve dinecek gibi de gözükmüyorlardı

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Gerçekten harika olmuş, beni tanıyorsun lakin ismen çıkaramıyorsun, biraz zihnini tararsan bulacağından eminim... Neyse her zamanki gibi harikalar yaratmışsın...

Adsız dedi ki...

Güzel bir blog, gelecekte ünlü bir yazar olmanız dileğiyle, ellerinize sağlık dostum, eğer gençseniz ki öyle olduğunuz varsayımında bulundum yazılarınız dolayısıyla, önünüzde başarı ve ün vaad eden güzel bir yol var...

Utku Cem dedi ki...

İyi bir yazı. Teşekkürler.

Dünde Bıraktıklarım

Nexus

İstanbul, Türkiye
Söyleceklerim olmaya devam ettikçe burada olacağım.